Posts

PEN Norway Turkey Inidictment Project – the case of Abdurrahman Gök

PEN Norway’s Turkey Indictment Project continues with three new indictment reports researched and authored by three leading international human rights lawyers in 2022.

A new analyses of indictments that directly concern freedom of expression in Turkey and particularly target journalists.

The report published today analyses the indictment against journalist Abdurrahman Gök

 

Read the full report here in English:

PEN Norway_Legal Report on Indictment A Gök Eng

 

Gök started to work at Dicle News Agency (DİHA) when he was still a university student in 2004. He performed various duties such as reporter, editor and regional news director, and also worked as a war correspondent in countries such as Iraq, Iran and Syria. Today, Gök is still working as an editor at the Mesopotamia News Agency.

On March 21, 2017, Kemal Kurkut, a 23-year-old participant in the Newroz celebrations in Diyarbakır, was shot and killed by security forces in front of everyone. As Gök was at the site to observe the Newroz celebrations, he documented the moment of Kurkut’s murder with 28 photos he took during the incident. The photographs Gök took were engraved in the popular memory and won Gök the special jury prize in the Metin Göktepe Journalism Awards.

Since 2017, these photos have caused a spate of criminal investigations to be launched against Abdurrahman Gök. However, the photographs fulfilled another function. Immediately after Kurkut was shot dead, the Governorate of Diyarbakır claimed that Kurkut was a suspected suicide bomber. However, the photographs taken by Gök refuted those claims as the the photographs showed Kurkut running away, with his upper body naked. In other words, his photographs have essentially become the evidence of an extrajudicial execution.

This indictment was written in September 2020 when Gök was accused to be a member of a terrorist organization and of making terrorist propaganda. The evidence listed and discussed in the indictment mainly consists of his reportings, his work-related phone conversations and his social media posts.

The 5th High Criminal Court of Diyarbakır ruled that journalist Gök was not proven guilty of membership in an armed terrorist organization and therefore acquitted him of the charge, but also ruled that he be sentenced to 1 year, 6 months, and 22 days of imprisonment on charges of making successive propaganda for a terrorist organization. That the Court stated, in its reasoned judgement, that Gök’s defence was “disregarded because its aim was to evade the accusations” will be a phrase to be remembered for years in Turkish legal history.

While we were preparing this report to publishing his case was upheld by the Court of Appeal on 12 January 2023 and his lawyers announced that they will appeal to the Court of Cassation. And yesterday, on 18 January 2023, another court announced its verdict regarding the police officer who was tried because of Kemal Kurkut’s murder and ruled not to impose any penalty upon him.

Lawyer Şerife Ceren Uysal evaluated the indictment against Gök in the light of Turkey’s domestic law and international law. Uysal points out that the prosecutor failed to explain why an investigation was launched against Gök in the indictment.  According to Uysal, this strengthens the plausibility of the allegations frequently voiced by both Gök and his lawyers and press organizations in Turkey that “this investigation was a revenge against Gök who took photographs of Kurkut and published them to expose an act that the government wanted to cover up”. In this sense, the contents of the indictment raise less questions about why the indictment was drafted than why an investigation was launched against Gök in the first place. Therefore, she concludes that with prosecutor’s attitude that disregarded freedom of the press and freedom of expression, the prosecutor not only failed to fulfil these two basic requirements, but also reinforced the impression that he was acting on behalf of the political authority with a direct motivation to see the defendant punished. And she points out that a shift must occur in the authoritarian and anti-democratic political climate that encourages or emboldens prosecutors to draft such indictments or reassures them when they transform such accusations into indictments.

 

Due to the ongoing crisis in the judiciary and deteriorated state of the rule of law in Türkiye we will continue to analyse indictments that directly concern freedom of expression in 2023

PEN Norveç İddianame Projesi kapsamında: Abdurrahman Gök İddianame Raporu

PEN Norveç’in Türkiye İddianame Projesi, 2022 yılında önde gelen üç uluslararası insan hakları avukatı tarafından kaleme alınan üç yeni iddianame raporuyla devam ediyor.

Türkiye’de ifade özgürlüğünü doğrudan ilgilendiren ve özellikle gazetecileri hedef alan iddianamelerin yeni bir analizi.

Bugün yayımlanan rapor, gazeteci Abdurrahman Gök hakkındaki iddianameyi analiz ediyor.

 

Raporun tamamını Türkçe olarak buradan okuyabilirsiniz:

PEN Norway_İddianame İnceleme Raporu A Gök

 

Gök meslek hayatına henüz üniversite öğrencisi iken 2004 yılında Dicle Haber Ajansı’nda (DİHA) başlamış bir gazeteci. Burada muhabir, editör, bölgesel haber direktörü gibi çeşitli görevler üstlendiği gibi kendisi Irak, İran, Suriye gibi ülkelerde savaş muhabiri olarak da görev almıştır. Bugün Gök hala Mezopotamya Haber Ajansı’nda editör olarak çalışmaktadır.

21 Mart 2017 tarihinde Diyarbakır’da düzenlenen Newroz kutlamalarında Kemal Kurkut isimli 23 yaşındaki genç bir katılımcı güvenlik güçleri tarafından herkesin gözü önünde vurularak öldürülmüştür. Gazeteci olarak Newroz’u izlemek üzere alanda olan Gök, Kurkut’un ölüm anını 28 fotoğraf karesi ile belgelemiştir. Türkiye’de hemen herkesin hafızasında olan o fotoğraflar Gök’e Metin Göktepe Gazetecilik Ödülleri kapsamında jüri özel ödülünü kazandırırken, kendisi hakkında 2017’den bu yana süregelen bir ceza soruşturması silsilesini de başlatmış görünüyor. Ancak fotoğrafların başka bir işlevi daha oluyor. Kurkut’un vurulmasının akabinde Kurkut’un canlı bomba şüphelisi olduğu belirtilen Valilik açıklamaları ile Gök’ün çektiği fotoğraflar örtüşmüyor. Zira Kurkut’un fotoğraflarda üstü çıplak şekilde koştuğu görülüyor. Yani fotoğraflar esasında bir yargısız infazın delili niteliğini taşıyor.

Raporumuzda incelenen iddianame Eylül 2020’de kaleme alınmış. Gök terör örgütü üyesi olmak ve terörizm propagandası yapmakla suçlanıyor. İddianamede listelenen ve tartışılan delillerin tamamı kendisinin haberleri, mesleği ile ilgili telefon konuşmaları ve sosyal medya paylaşımları. Diyarbakır 5. Ağır Ceza Mahkemesi sonunda Gök’ün terör örgütü üyeliği suçundan beraatine karar veriyor, ancak Gök’ün zincirleme terörizm propagandası yaptığını belirterek 1 yıl 6 ay 22 gün hapis cezasına çarptırıyor. Gerekçeli kararda Gök’ün savunmalarına “suçtan kurtulmaya yönelik olduğu için itibar edilmediği“ ifadesi ise Türkiye hukuk tarihinde yıllarca anımsanacak.

Biz bu raporu yayıma hazırlarken 12 Ocak 2023 tarihinde İstinaf Mahkemesi Gök hakkındaki kararı onadı ve avukatları bu kararı da temyiz edeceklerini açıkladılar. Yine henüz dün, yani 18 Ocak 2023 tarihinde başka bir mahkeme Kemal Kurkut’un ölümü ile ilgili yargılanan polis hakkında ceza verilmesine yer olmadığına karar verdi.

Avukat Şerife Ceren Uysal, Gök hakkındaki iddianameyi Türkiye’nin iç hukuku ve uluslararası hukuk ışığında değerlendirdi. Uysal, savcının iddianamede Gök hakkında başlangıçta neden bir soruşturma yürüttüğünü dahi açıklamakta başarısız olduğuna dikkat çekiyor. Uysal’a göre bu büyük eksiklik, gerek Gök ve avukatları gerekse Türkiye’deki basın örgütleri tarafından sıklıkla dile getirilen “bu soruşturmanın Gök tarafından Kurkut’un fotoğraflarını çekip yayımlayarak örtbas edilmek istenen bir fiili açığa çıkarmasının intikamı” olduğu iddialarını güçlendirmekte. Bu anlamda iddianame içeriği, iddianamenin neden kaleme alındığından önce Gök hakkında neden bir soruşturma yürütüldüğü sorusuna yol açmaktadır.

Uysal savcının basın ve ifade özgürlüğünü hiçe sayan yaklaşımı ile bu iki temel gerekliliği yerine getirmediği gibi doğrudan bir cezalandırma motivasyonu ile siyasi otorite adına hareket ettiği izlenimi güçlendirdiğine dikkat çekiyor. Uysal; savcıları bu tür iddianameleri kaleme almaya iten, teşvik eden yahut bu tür iddiaları iddianameye dönüştürürken onları rahatlatan otoriter, anti-demokratik siyasi iklimin dönüşmesi gerektiğinin altını çiziyor.

 

Yargıda devam eden kriz ve Türkiye’de hukukun üstünlüğünün kötüleşen durumu nedeniyle, 2023 yılında da ifade özgürlüğünü doğrudan ilgilendiren iddianameleri analiz etmeye devam edeceğiz.

 

PEN Norveç Türkiye İddianame Projesi – yeni raporlar

PEN Norveç’in 2020 yılında başlattığı ve bugüne dek 22 iddianameye ilişkin hukuki inceleme raporlarını paylaştığı çalışması devam ediyor.

2022 yılında da Türkiye’de ifade özgürlüğünü doğrudan ilgilendiren ve özellikle gazetecileri hedef alan iddianameleri gündemimize aldık.

Bugün yayımlanacak rapor gazeteci Cengiz Çandar aleyhine 2020 Haziran ayında yazılmış iddianameyi incelemekte. Çandar 40 yılı aşkın süredir gazetecilik mesleğini sürdüren deneyimli bir Ortadoğu uzmanı ve köşe yazarıdır.

 

Raporumuz buradan okuyunuz:

PEN Norway_İddianame İnceleme Raporu Cengiz Çandar TR

 

Kendisi hakkında bugün hala süregelen yargılama ise 30 Mayıs 2017 tarihinde twitter hesabında yaptığı kısa bir paylaşımdır. Attığı tweet kamuoyunda Gezi eylemleri sırasında taktığı fular nedeniyle tanınan genç bir kadının İŞİD tarafından öldürülmesi üzerine
atılmış bir taziye mesajıdır. İlgili tweet nedeniyle Çandar’a suç ve suçluyu övme suçlaması yöneltilmiştir. Çandar ile ilgili yargılama hala devam etmektedir.

Avukat Barbara Spinelli, Çandar aleyhine yazılmış iddianameyi Türkiye iç hukuku ve uluslararası hukuk ışığında değerlendirmiş ve iddianamenin sebep-sonuç  ilişkisi içermediğini, suçlama konusu kanun maddesindeki suç unsurları ile delilleri ilişkilendirmediğini belirtmektedir. Spinelli, bu uygulamanın yaygınlaşmasının toplumda bireylerin hukuki koruma altında özgürce konuşmalarının beklenmesinin imkansız olacağının da altını çizmiştir.

2022 yılında hazırlanan üç inceleme raporumuzum ilki olan bu raporun ilgiyle okunmasını temenni ederiz. 2023’de de Türkiye’de ifade özgürlüğünü doğrudan ilgilendiren iddianameleri incelemeye devam edeceğiz.

 

PEN Norway Turkey Indictment Project – new reports

PEN Norway’s Turkey Indictment Project continues with three new indictment reports researched and authored by three leading international human rights lawyers in 2022.

A new analyses of indictments that directly concern freedom of expression in Turkey and particularly target journalists.

The report published today analyses the indictment of June 2020 against journalist Cengiz Çandar.

 

Read the full report here in English:

PEN Norway_Legal Report on Indictment Cengiz Candar Eng

 

Çandar is an experienced Middle East expert and columnist who has been a journalist for more than 40 years. The ongoing trial against him is based on a short post he made
on his twitter account on 30 May 2017. The tweet was a message of condolence for the killing of a young woman by ISIS, who was known to the public for the red scarf she wore during the Gezi protests.

As a result of the tweet, Çandar was charged with praising crime and criminals. Çandar is
still being prosecuted.

Lawyer Barbara Spinelli evaluated the indictment against Çandar in the light of Turkey’s domestic law and international law and stated that the indictment does not contain a cause-and-effect relationship and does not relate the evidence to the elements of the offence.

Spinelli underlined that if this practice were to become widespread, it would be impossible to expect individuals in society to speak freely, protected by the law.

Due to the ongoing crisis in the judiciary and deteriorated state of the rule of law in Turkye we will continue to analyse indictments that directly concern freedom of expression in 2023.

 

Prof. Dr. Fincancı released on bail

Prof. Dr. Şebnem Korur-Fincancı, the President of the Union of Turkey’s Medical Associations (TBB) and a forensic medicine expert, was released after two and a half months of detention.

Fincancı had been on trial for the offence of “making propaganda for a terrorist organization” and the third hearing of the trial was held today at the 24th High Criminal Court of İstanbul.

The Court sentenced Korur Fincancı to 2 years, 8 months and 15 days of imprisonment for the crime of “making propaganda for a terrorist organization” and ruled to release her from prison on bail.

Following her comments on the images regarding the alleged use of chemical weapons in military operations carried out by the Turkish Armed Forces in the Iraqi Kurdistan Region, which were aired in October 2022 by the Kurdish television Medya Haber based in Europe, Korur Fincancı was first targeted on social media and then arrested.

 

Security barricades in front of the courthouse

In this hearing too Fincancı was brought to the court surrounded by a wall of military police.

Present at the hearing were a large crowd of medical doctors, rights defenders and journalists, as well as PEN Norway rapporteur for the hearing, representatives from the Human Rights Watch (HRW), European Doctors (CPME) and FIDH, the German Consul General, and representatives from the EU Delegation and from the consulates of Netherlands, USA and Sweden. The courtroom proved to be too small for the observers and lawyers.

Plain-clothes policemen were also present in the courtroom. During the hearing, the defence statements were interrupted by the sound of police radios.

The Court announced that the lawyers’ request for recusal was rejected. Nahit Eren, the President of the Diyarbakır Bar Association stated that the reasons for the refusal were unclear, and that the court violated the right to a fair trial with practices such as the way the order was maintained in the courtroom and the Court’s decision to limit the number of defence lawyers to three.

Lawyer Özkan Yücel, the former President of the İzmir Bar Association, also stated that the courthouse entrance was blocked by the security barricades in an attempt to restrict citizens’ access to the courthouse and the courtroom, which in turn restricted the right of defence. Yücel also reacted against the prosecutor who kept checking his phone and did not listen to the statements. Throughout the hearing, the prosecutor busied himself with his phone and with the keyboard of the computer in front of him.

For the third time, the lawyer of the Ministry of National Defence, who was present in the courtroom, requested to become a party in the case. The court rejected all requests.

 

Lawyers: Not a legal but a political case

When Şebnem Korur Fincancı requested to speak, the president of the Court said, “You have been given the floor in the previous hearing, but anyway let’s give it again.”

Fincancı started her speech by thanking the people in the courtroom and said, “The fact that no one except the government could use the word “chemical weapons” is the proof that a climate of fear has been created. But fear is no remedy to death, Your Honor.”

Lawyers Öztürk Türkdoğan, Hülya Yıldırım and Meriç Eyüboğlu stated that this was a political case without any elements of crime. They submitted to the court the precedent ECtHR and Constitutional Court judgments, the case law of the Court of Cassation and various Venice Commission opinions regarding the unlawfulness of Fincancı’s arrest on charges of making propaganda for a terrorist organization. They requested the Court to rule that the case was unconstitutional.

After the lawyers’ statements, the judge said, “We will end the trial, we will finish the hearing,” and asked Fincancı to make her last statements. Lawyers objected to this and stated that their request for an unconstitutionality decision required an interim ruling by the Court, and that the judge tried to impose a sentence without listening to what happened at the hearing.

In her final statement Fincancı said, “This is not a legal case, it is a political case. It is a case bent on destroying the TTB, democratic principles, and the will of the society to claim its rights.”

After the defences, the Court adjourned the hearing. After the break, the Court ruled to sentence Fincancı to 2 years, 8 months and 15 days of imprisonment on charges of making propaganda for a terrorist organization. Considering the term she already served in prison and the term she was sentenced to serve, the Court decided to release Fincancı. The Court also decided to apply Article 53 of the Turkish Penal Code. Accordingly, if the verdict against Korur Fincancı is upheld, Fincancı will not be able to practice her profession as a doctor and she will not be able to serve as the president of the TTB.

 

Courtroom sketch of defendant Prof Fincancı: Zeynep Özatalay

 

As PEN Norway, although we are happy to see Şebnem Korur Fincancı released, we strongly condemn the sentence that disregards her freedom of expression and that of society as a whole in Turkey. Following the objection of Korur Fincancı’s defence lawyers, we hope that the higher court will hand down a decision that will support and protect freedom of expression.

Prof. Dr. Fincancı’ya Tahliye

 

Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi Başkanı ve adli tıp uzmanı Prof. Dr. Şebnem Korur-Fincancı hakkında iki buçuk ay sonra tahliye kararı verildi.

 

Fincancı’nın “örgüt propagandası” suçlamasıyla yargılandığı davanın üçüncü duruşması bugün İstanbul 24. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü.

 

Mahkeme, Korur Fincancı’yı “örgüt propagandası” suçlamasından 2 yıl 8 ay 15 gün hapis cezasına çarptırırken, tahliyesine karar verdi.

 

Korur Fincancı, Ekim 2022’de Avrupa’da yayın yapan Kürt televizyonu Medya Haber’de TSK’nın Irak Kürdistan Bölgesi’nde yürüttüğü askeri operasyonlarda kimyasal silah kullanıldığı iddialarına ilişkin yayımlanan görüntüleri değerlendirmesinin ardından, önce sosyal medyada hedef gösterilmiş, ardından da tutuklanmıştı.

 

Adliye önünde polis barikatı

 

Fincancı bu duruşmada da salona jandarma çemberinde getirildi.

 

Çok sayıda hekim, hak savunucusu ve gazetecinin yanısıra, PEN Norveç duruşma raportörü, Human Rights Watch (HRW), European Doctors (CPME) ve FİDH temsilcileri, Almanya başkonsolosu, AB Delegasyonu,  Hollanda, ABD, İsveç konsolosluklarından temsilciler duruşma salonunda hazır bulundu. İzleyiciler ve avukatlar salona sığmadı.

 

Duruşma salonunda sivil giyimli polisler de hazır bulundu. Duruşma boyunca savunmalar, polis telsizlerinin sesiyle kesildi.

 

Mahkeme, avukatların reddi hakim kararının reddedildiğini açıkladı. Diyarbakır Baro Başkanı Nahit Eren, ret kararının gerekçesinin net olmadığını söylerken, gerek duruşma salonundaki düzen, gerek üç avukat sınırlandırması gibi uygulamalarla mahkemenin adil yargılama hakkını ihlal ettiğini söyledi.

 

Önceki dönem İzmir Baro Başkanı Avukat Özkan Yücel de, bugün adliye girişinin polis barikatlarıyla kaplı olduğunu, yurttaşların adliyeye ve duruşma salonuna girişinin engellenmeye çalışıldığını anlatırken, savunma hakkının kısıtlandığını belirtti. Yücel, savcının telefonuyla oynamasına ve beyanları dinlememesine tepki gösterdi. Savcı, tüm duruşma boyunca telefonu ve önündeki bilgisayarın klavyesiyle meşgul olmaya devam etti.

 

Milli Savunma Bakanlığı avukatı, üçüncü kez duruşmaya gelerek davaya katılma talebinde bulundu. Mahkeme tüm talepleri reddetti.

 

Avukatlar: Hukuki değil siyasi bir dava

 

Şebnem Korur Fincancı’nın söz istemesi üzerine, mahkeme başkanı “Size önceki celsede de söz vermiştik ama yine verelim” dedi.

 

Sözlerine salondakilere teşekkür ederek başlayan Fincancı, “Artık siyasi iktidar dışında kimsenin ağzına kimyasal silah kelimesini alamaması, korku ikliminin yaratıldığını gösteriyor. Ama korkunun ecele faydası yok, Sayın Hakim” dedi.

 

Avukatlar Öztürk Türkdoğan, Hülya Yıldırım ve Meriç Eyüboğlu bunun siyasi bir dava olduğunu söylerken, suç unsurlarının oluşmadığını anlattı. Fincancı’nın örgüt propagandası suçlamasıyla tutuklanmasının hukuki olmadığına ilişkin emsal AİHM ve AYM kararlarını, Yargıtay içtihatlarını ve çeşitli Venedik Komisyonu görüşlerini mahkemeye sundular. Anayasaya aykırılık kararı verilmesini istediler.

 

Avukatların beyanlarından sonra hakim “Yargılamaya son vereceğiz, duruşmayı bitireceğiz” diyerek Fincancı’dan son sözlerini söylemesini istedi. Avukatlar buna itiraz etti, Anayasaya aykırılık talebinin bir ara karar gerektirdiğini, hakimin duruşmada olanları dinlemeden ceza vermeye çalıştığını söyledi.

 

Fincancı da son sözünde “Bu hukuki değil, siyasi bir dava. TTB’yi, demokratik ilkeleri yok etmek, toplumun hak arama iradesini yok etmek üzerine bir dava” diye konuştu.

 

Courtroom sketch of defendant Prof Dr Korur Fincancı by artist Zeynep Özatalay

 

Savunmaların ardından mahkeme ara verdi. Aradan sonra kararını açıklayan mahkeme, Fincancı’nın örgüt propagandası suçlamasından 2 yıl 8 ay 15 gün cezalandırılmasına karar verdi. Mahkeme, cezaevinde kaldığı süre ve verilen ceza miktarına bağlı olarak, Fincancı’nın tahliye edilmesine karar verdi. Mahkeme ayrıca Türk Ceza Kanunu’nun 53. Maddesinin uygulanmasına karar verdi. Buna göre, Korur Fincancı hakkındaki hüküm onanırsa Fincancı doktorluk mesleğini icra edemeyecek ve TTB başkanı olarak da görev yapması mümkün olmayacak.

 

PEN Norveç olarak Şebnem Korur Fincancı’nın özgürlüğüne kavuşmasından ötürü sevinçli olmakla birlikte, Korur Fincancı’nın ve tüm Türkiye toplumunun ifade özgürlüğünü hiçe sayan cezayı sert şekilde kınıyoruz. Umarız ki, Korur Fincancı’nın savunma avukatlarının karara itirazının akabinde üst mahkeme ifade özgürlüğünü koruyan bir karara imza atacaktır.

Gezi’yi İzlemek – PEN Norveç’in 5 Yıllık Raporu

Gezi’yi İzlemek

 

Tutuklu sanıkların her biriyle yapılan röportajlar, konuya ilişkin makaleler, iddianame raporları ve Türkiye’deki özgürlük ve demokrasi savunucularını kriminalize ederek hapse atmayı amaçlayan beş yıllık Gezi Parkı yargılaması üzerine PEN Norveç’in gözlem sürecine genel bir bakış.

Raporumuzu buradan okuyabilirsiniz:

PEN_Norway_Geziyi_izlemek_tr_web

 


PEN Norveç, Türkiye İddianame Projesi kapsamında Gezi Parkı sanıklarıyla ilgili iki iddianame raporu yayınladı. Bu raporlar Gezi Parkı ana davası iddianamesinin bir analizi ile Osman Kavala ve Jak Barkey ile ilgili düzmece casusluk suçlamalarına müteakip hazırlanan iddianamenin bir analizini içeriyordu. Her iki rapor da burada yer almaktadır.

PEN Norveç’in Gezi davasındaki sanıklar hakkındaki gözlemleriyle savunuculuğunu ele alan bu kitapçık, dava izleme sürecine, Gezi ayaklanmasının Türkiye halkı için önemine, 2013 yılındaki protestoların hemen ardından hak ve özgürlükleri hedef alan acımasız hükümet baskısı hakkında makalelerin yanı sıra duruşma raporlarımızı, açıklamalarımızı ve açık mektuplarımızı içeriyor.

25 Nisan 2022’de şok edici cezalara çarptırılarak derhal tutuklanan mevcut tüm Gezi sanıklarının, bu masum insan hakları savunucularının hepsiyle sırayla hapishanede görüşerek dayanışmamızı ve desteğimizi devam ettirdik. Sözü edilen insan hakları savunucularıyla yapılan ve kitapçığın sonunda yer alan röportajlar, onların sahip oldukları metanetin, kararlılığın ve demokrasiye, tüm görüşlere saygı duyulan, devlet organlarının düzgün işlediği adil, açık bir topluma duydukları sarsılmaz inancın bir kanıtıdır.

Monitoring Gezi – PEN Norway’s Five Year Report

Monitoring Gezi

Read our full five-year report here:

PEN_Norway_Monitoring_Gezi_eng_web


Interviews with each imprisoned defendant,
articles, indictment reports and an overview of PEN Norway’s monitoring of the five-year Gezi Park trial that was aimed at criminalising and jailing defenders of freedom and democracy in Turkey.

 

 

As part of the Turkey Indictment Project, PEN Norway published two indictment reports relating to the Gezi Park trial defendants. These were an analysis of the indictment in the main Gezi Park case and an analysis of the subsequent indictment regarding bogus espionage charges in relation to Osman Kavala and Jak Barkey. Both reports are included here.

This booklet on PEN Norway’s observations of and advocacy for the defendants in the Gezi case includes articles on the monitoring process, the importance of the Gezi uprising to the people of Turkey, the government’s brutal pushback on rights and freedoms in the wake of the 2013 protests and also our hearing reports, statements and open letters.

Following the shocking sentencing and immediate arrest on April 25, 2022 of all present Gezi defendants, we continued our solidarity and support of these innocent human rights advocates by interviewing them all, in turn, in prison. Their interviews can be found towards the end of the booklet and are a testament to personal strength, convictions and their unshakeable belief in democracy and a fair, open society where all views are respected and in which the organs of state function correctly.

Early in 2023 PEN Norway will hold a launch event for this five-year study of the Gezi Park trial.

No release for Fincancı, again 

The second hearing of the trial against Prof. Dr. Şebnem Korur-Fincancı, the President of the Union of Turkey’s Medical Associations (TBB) and a forensic medicine expert, was held today at the 24th High Criminal Court of Istanbul. Fincancı is on trial for the alleged crime of “making propaganda for a terrorist organization”.

Fincancı’s lawyers said the trial was not fair or objective and requested the recusal of the judicial panel. The court rejected this request and ruled to continue Fincancı’s detention in prison.

Korur Fincancı was first targeted on social media and then arrested following her comments on images she had been shown in relation to the alleged use of chemical weapons in military operations carried out by the Turkish Armed Forces in the Iraqi Kurdistan Region. Her comments were broadcast in October 2022 by the Kurdish television Medya Haber, based in Europe,

 

A wall of military police around Fincancı

Seven miliatary police accompanied Fincancı as she was brought to the court room, and she stood encircled by five of them throughout the trial.

More than 80 lawyers were present to defend Fincancı. The hearing was observed by a large crowd of medical doctors, rights defenders, and journalists, as well as diplomats from the Swiss and EU delegations and the German Consul General.  Parliamentary representatives included the HDP co-chairman as well as HDP and CHP party deputies. The courtroom proved to be too small for the large number of observers.

Lawyer Meriç Eyüboğlu requested that the hearing be held in a larger hall to protect the right to a fair trial. Erkan Şenses, the President of the Batman Bar Association noted that the Court’s decision to limit the number of lawyers representing Fincancı to three was against the law. He stated that this limitation had become a law after the coup attempt and did not apply to the prosecution of the offence of making propaganda for the terrorist organization.

The prosecutor restated his previous opinion. The lawyer of the Ministry of National Defence restated his request to become a party in the case, which had been rejected by the Court in the previous hearing. This request was rejected once again and the Ministry’s lawyer took a seat among the defence lawyers and followed the hearing. Unable to enter the hall due to the large number of observers, some of Fincancı’s lawyers objected to this situation, but the judge rejected this objection, declaring that “he would decide whoever would be allowed in the court room”.

 

Fincancı: Lung damage? I wonder what kind of a propaganda impact it has

Following the objections of the lawyers as to the formalities, the Court proceeded to hear Fincancı’s statement. Saying that her actions were not an offence but a part of her responsibilities as a medical doctor and a citizen, Fincancı stated “I wonder how one could interpret a medical assessment as an act of propaganda and what kind of a possible propaganda impact lung damage could have”.

Financı mentioned the ruling party AKP officials who targeted her and said:

“We criticised them based on science but they accused us of terrorism, high treason, using improper language. If I am a terrorist, I wonder which organization I am a member of. The Human Rights Foundation of Turkey? Association of Palestinian Prisoners? International Rehabilitation Council for Torture Victims (IRTC)? The President of the Republic calls me a terrorist in front of the public. Then how can members of the judiciary dare to think differently?

“Our struggle is about bringing new lives into the world and about letting them live their lives with dignity. And I don’t think this is a crime, and therefore I demand acquittal.”

 

The lawyers requested the recusal of the judicial panel.

 

Quoting some of the statements made by the judge in the courtroom, Fincancı’s lawyers claimed that the court conveyed the impression that it has been operating under the instructions of the prosecutor. “It seems everything has been already predetermined in the prosecutor’s opinion and we are the small actors just making a statement here.”

Restating that Fincancı was on trial because she demanded an effective investigation against the allegation that chemical weapons were used, Fincancı’s lawyers expressed their disbelief that the case in question was being handled objectively and fairly as the unlawfulness and smear campaigns have been going on since the start of the investigation. Lawyer Eyüboğlu said, “We are here today with the expectation that you will hand down a sentence anyway,” and claimed that they requested a recusal because of these reasons.

After the lawyers’ request for the recusal of the judicial panel, the hearing was adjourned for 20 minutes.

After the break, the presiding judge dismissed the recusal request “on the grounds that it was overdue and intended to prolong the hearing”.

 

The Court decided to continue Fincancı’s detention. The next hearing is on January 11, 2023. PEN Norway will be represented in the courtroom on January 11, 2023.

Prof. Dr. Fincancı’ya Yine Tahliye Yok

Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi Başkanı ve adli tıp uzmanı Prof. Dr. Şebnem Korur-Fincancı’nın “örgüt propagandası” suçlamasıyla yargılandığı davanın ikinci duruşması bugün İstanbul 24. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü.

Fincancı’nın avukatları hakkaniyetli ve objektif bir yargılama olmadığını söyleyerek mahkeme heyetini reddetti. Mahkeme da bu talebi reddederen, Fincancı’nın tutukluluk halinin devamına karar verdi.

Korur Fincancı, Ekim 2022’de Avrupa’da yayın yapan Kürt televizyonu Medya Haber’de TSK’nin Irak Kürdistan Bölgesi’nde yürüttüğü askeri operasyonlarda kimyasal silah kullanıldığı iddialarına ilişkin yayınlanan görüntüleri değerlendirmesinin ardından, önce sosyal medyada hedef gösterilmiş, ardından da tutuklanmıştı.

 

Fincancı’ya jandarma çemberi

 

Fincancı salona 7 jandarma eşliğinde getirildi; 5 jandarma duruşma boyunca Fincancı’nın etrafında çember oluşturdu.

80’in üzerinde avukat Fincancı’yı savunmak için hazır bulundu. Çok sayıda, hekim, hak savunucusu ve gazetecinin yanısıra, İsviçre ve AB delegasyonundan temsilciler, Almanya Başkonsolosu, HDP eşbaşkanı, HDP ve CHP’li milletvekileri de duruşmayı takip etti. Duruşmaya gelenler salona sığmadı.

Avukat Meriç Eyüboğlu, adil yargılanma hakkının korunabilmesi için duruşmanın daha büyük bir salona alınmasını talep etti. Batman Baro başkanı Erkan Şenses ise Fincancı’ya yönelik üç avukat sınırının hukuka aykırılık olduğunu ifade etti. Darbe girişimi sonrasında yasalaşan bu sınırlamanın, örgüt propagandası yargılaması için geçerli olmadığını ifade etti.

Savcılık, önceki duruşmadaki mütalaasını tekrar etti. Geçtiğimiz duruşma katılma talebi reddedilen Milli Savunma Bakanlığı avukatı, bu  duruşmaya da gelerek talebini tekrar etti. Talebi bir kere daha reddedildi. Bakanlık avukatı, savunma avukatları arasında oturarak duruşmayı takip etti. Fincancı’nın avukatlarının bir kısmı kalabalıktan salona giremediği için bu duruma itiraz etti ancak hakim “salonda kimin bulunacağına kendisinin karar verdiğini” söyleyerek bu itirazı reddetti.

 

Fincancı: Akciğer hasarının nasıl bir propaganda etkisi olduğunu merak ediyorum

Avukatların usule ilişkin itirazlarının ardından Fincancı’nın beyanına geçildi. Fincancı, yaptığının suç değil, hekim ve yurttaşlık sorumluluğu olduğunu söylerken, “Tıbbi bir değerlendirmenin, nasıl olup da propaganda eylemi olarak yorumlandığını, akciğer hasarının nasıl bir propaganda etkisi olduğunu merak ediyorum” diye konuştu.

Kendisini hedef gösteren AKP yetkililerinden bahseden Fincancı, şöyle konuştu:

“Biz onlara bilimsel eleştiriler yaparken onlar bizi teröristlikle, vatan hainliğiyle ve daha çok yakışıksız ifadeyle suçladı.

“Ben teröristsem, hangi örgütten olduğumu merak ediyorum. Türkiye İnsan Halkları Vakfı mı? Filistinli Mahpuslar Derneği mi? İşkence Mağdurları için Uluslararası Rehabilitasyon Konseyi mi (IRTC)? Cumhurbaşkanı çıkıp benim hakkımda terörist diyebiliyor. Yargı mensupları nasıl ayrıksı düşünebilirler?

“Biz yeni yaşamlar filizlensin, yaşayanlar hayatlarını onurla devam ettirsin diye mücadele ediyoruz. Bunun da bir suç olduğunu düşünmüyorum ve beraat talep ediyorum.”

 

Avukatlar mahkeme heyetini reddetti

Fincancı’nın avukatları da hakimin duruşma salonunda sarfettiği bazı ifadeleri tekrar ederek, mahkemenin savcıyla birlikte talimat dahilinde hareket ettiği izlenimi uyandırdığını söyledi. “Bu mütalaada her şey hazırlanmış gibi, biz de burada küçük aktörler olarak beyanda bulunuyoruz.”

Fincancı’nın kimyasal silah iddiası karşısında etkili bir soruşturma istediği için yargılandığını tekrar eden avukatları, soruşturma süresinden bu yana devam eden hukuksuzluklar ve yürütülen karalama kampanyaları nedeniyle bu davanın objektif ve hakkaniyetli yürütüldüğüne inanmadıklarını söyledi. “Biz bugün buraya ceza vereceğinizi öngörerek geldik” diyen Avukat Eyüboğlu, bu nedenlerle mahkeme heyetini reddettiklerini beyan etti.

Reddi hakim talebinin ardından duruşmaya 20 dakika ara verildi.

 

Aranın ardından, mahkeme başkanı reddi hakim talebini “süresinde yapılmadığı ve duruşmayı uzatmak için yapıldığı gerekçesiyle” reddetti.

Fincancı’nın tutukluluk halinin devamına karar verildi. Bir sonraki duruşma 11 Ocak 2023’te. Bu duruşmayı takip eden PEN Norveç, 11 Ocak 2023’te de duruşma salonunda hazır bulunacak.

Judicial harassment of Prof. Dr. Fincancı must stop!

Continuing Detenetion for Prof. Dr. Fincancı at today’s first hearing

 

The trial against Prof. Dr. Şebnem Korur-Fincancı, the President of the Turkish Medical Association (TBB) and a forensic medicine expert, began today at the 24th High Criminal Court of Istanbul in which she is charged with “making propaganda for a terrorist organization”.

 

Many observers, politicians, medical doctors and rights defenders were present to observe the first hearing. Korur Fincancı was greeted with applause as she entered the courtroom.

 

Following a hearing that lasted approximately 5 hours, the court ruled to continue Korur Fincancı’s detention. The next hearing will be held on April 29, 2022 at 10:30.

 

Following her comments on the images regarding the alleged use of chemical weapons in military operations carried out by the Turkish Armed Forces in the Iraqi Kurdistan Region, which were aired in October 2022 by the Kurdish television Medya Haber based in Europe, Korur Fincancı was first targeted on social media and then arrested.

 

Court allowed defence team only three lawyers

 

To demonstrate their solidarity with Korur Fincancı, present at the courthouse were many rights defenders, medical doctors, heads of medical chambers, HDP and CHP deputies, representatives of various civil society organizations and political parties, heads of bar associations in Istanbul, Izmir, Van, Diyarbakir, representatives from the USA, Germany, Netherlands, Switzerland, Denmark and Austria consulates and international rights organizations.

 

To defend Korur Fincancı, more than 800 lawyers submitted their licence to the court. Referring to the post-military coup legislation which states that only three lawyers could defend the accused, the judge ruled that only three lawyers would be allowed to defend Korur Fincancı.

 

The hearing was delayed for a while and many people, including journalists, observers, medical doctors and heads of medical chambers were unable to fit into the small courtroom.

 

Lawyers demanded the hearing to be moved to a larger courtroom. Reminding that only three lawyers were allowed to make the defence, however, the judge said there was no need for the hearing to be taken to a larger hall.

 

Korur Fincancı was transferred to Istanbul in handcuffs

 

The military police in the courtroom built a human shield between Korur Fincancı and her lawyers. The lawyers’ objection on this matter was rejected.

 

When the president of the court addressed the accused as “sen” (“you”, in second person singular as opposed to second person plural, as in French “vous”, t.n.) the lawyers and the audience reacted. The presiding judge, in explaining his attitude, said that he was not a kind person.

 

The lawyer of the Ministry of National Defence, who was in the courtroom, requested to become a party in the case. This request was rejected by the court on the grounds that the Ministry was not harmed by the crime. Defence lawyers also reacted to this request.

 

After these tense exchanges, the hearing continued with Şebnem Korur Fincancı’s statement. Korur Fincancı, who was detained in Sincan prison in Ankara, said that she was brought to Istanbul for the hearing by a transfer vehicle and kept in handcuffs throughout a 5-hour journey. She stated that this situation was a violation of human rights and fair trial requirements.

 

Korur Fincancı: An independent investigation is necessary to give a diagnosis on the images

 

Korur Fincancı said that the principle of presumption of innocence has been violated since the very beginning, and that the arrest warrant for her was presented to the press before her lawyers. Referring to the indictment, Korur Fincancı explained that the prosecutor who prepared the indictment had insufficient knowledge of forensic medicine and she expanded upon the statement that was the subject of her trial.

 

“The medical evaluation I made on the symptoms visible in the video, which took me to the reasonable conclusion that ‘a toxic gas was obviously used’, is a ‘pre-diagnosis’. Because it is only possible to determine whether a prohibited weapon was used or not, after an examination is conducted at the scene of the incident, laboratory examinations are carried out of the samples taken and autopsies of the bodies are performed in the light of the Minnesota Protocol, the connection between the scene of the incident and the alleged incident is established, a chemical agent is detected, complete with effective documentation. Therefore, it is not possible to identify the culprits without an effective investigation.

 

“Therefore,” she continued,  “the medical opinion I have stated in the program was but a preliminary diagnosis. A diagnosis requires an effective and independent investigation and documentation.”

 

Lawyers: No requirements were met during the investigation process

 

Then, lawyers Meriç Eyüboğlu, Gulan Çağın Kaleli and Hülya Yıldırım gave their statements. The lawyers explained that the statements subject to trial did not meet the requirements for the charge of “making propaganda for a terrorist organization” (Anti-Terorr Law Article 7/2). The lawyers claimed that their client was arrested after her statements that fall under academic and scientific expertise and freedom were targeted. They stated that no legal requirements were met during the investigation and prosecution process.

 

Eyüboğlu said, “My client said that the images appeared to give the impression of an involvement of a toxic agent, but also that independent committees should conduct an on-site examination of any deceased individuals to fully understand the matter. As she was talking about the need to conduct an on-site investigation, we cannot understand what our client is being accused of.”

 

Court: As it is understood that any judicial measure will be insufficient

 

Announcing his opinion after the lawyers, the prosecutor demanded that Korur Fincancı be penalized with the maximum penalty prescribed for the offense of “making propaganda for a terrorist organization”.

 

The lawyers took the floor against the prosecutor’s opinion and stated that there was no legal justification for the continuation of her detention.

 

Korur Fincancı said, “It is very difficult to be under arrest, but it is an invaluable blessing for a human rights defender. We have always been demanding for an examination into the prisons, which was never approved.  Therefore, the fact that the state itself sent me to a prison is valuable.”

 

Claiming that the implementation of any judicial control measure would be insufficient, the judicial panel ruled to continue Korur Fincancı’s detention. The next hearing will be held on December 29, 2022 and Korur Fincancı will be held in Bakırköy Women’s Prison in Istanbul until that time.

PEN Norway will continue to monitor this outrageous, illegal targeting of our colleague and stand in solidarity with Prof. Korur Fincancı until she is cleared of all charges.

Fincancı’ya yapılan hukuksal taciz durdurulsun!

Prof. Dr. Fincancı’nın Tutukluluğunun Devamına Karar Verildi

 

Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi Başkanı ve adli tıp uzmanı Prof. Dr. Şebnem Korur-Fincancı’nın “örgüt propagandası” suçlamasıyla yargılandığı davanın ilk duruşması bugün İstanbul 24. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmeye başladı.

 

Duruşmayı izlemek için çok sayıda gözlemci, siyasetçi, hekim ve hak savunucusu hazır bulundu. Korur Fincancı, mahkeme salonuna alkışlar eşliğinde girdi.

 

Yaklaşık 5 saat süren duruşmanın ardından mahkeme Korur Fincancı’nın tutukluluk halinin devamına karar verdi. Bir sonraki duruşma 29 Aralık 2022 saat 10:30’da görülecek.

 

Korur Fincancı, Ekim 2022’de Avrupa’da yayın yapan Kürt televizyonu Medya Haber’de TSK’nin Irak Kürdistan Bölgesi’nde yürüttüğü askeri operasyonlarda kimyasal silah kullanıldığı iddialarına ilişkin yayınlanan görüntüleri değerlendirmesinin ardından, önce sosyal medyada hedef gösterilmiş, ardından da tutuklanmıştı.

 

Savunmaya üç avukat sınırlaması

 

Çok sayıda hak savunucusu, hekimler, tabip odası başkanları, HDP ve CHP milletvekilleri, çeşitli sivil toplum ve siyasi parti temsilcilerinin yanısıra İstanbul, İzmir, Van, Diyarbakır baro başkanları, ABD, Almanya, Hollanda, İsviçre, Danimarka ve Avusturya konsolosluklarından temsilciler, uluslararası hak örgütlerinin temsilcileri de Korur Fincancı’ya destek vermek için adliyedeydi.

 

Korur Fincancı’yı savunmak için 800’ün üzerinde avukat mahkemeye yetki belgesi sundu. Hakim, darbe girişimi sonrasında kabul edilen ve sanığı sadece üç avukatın savunabileceğine dair kanuna dayanarak, duruşmada Korur Fincancı adına sadece üç avukatın savunma yapmasına karar verdi.

 

Duruşma gecikmeli olarak başlarken, salon küçük olduğu için aralarında gazeteciler, gözlemciler, hekimler ve tabip odaları başkanlarının da olduğu çok sayıda kişi mahkeme salonuna giremedi.

 

Avukatlar daha büyük bir salona geçilmesi için talepte bulundu. Ancak hakim, zaten sadece üç avukatın savunma yapabileceğini hatırlatarak, bu nedenle duruşmanın daha büyük bir salona alınmasına gerek olmadığını söyledi.

 

Korur Fincancı İstanbul’a kelepçeli getirildi

 

Mahkeme salonunda bulunan jandarmalar, Korur Fincancı ile avukatlar arasında etten bir duvar ördü. Avukatların bu konudaki itirazı reddedildi.

 

Mahkeme başkanının, sanığa “sen” diye hitap etmesi üzerine, avukatlar ve seyirciler tepki gösterdi. Mahkeme başkanı bu üslubunu “Ben nazik biri değilim” diyerek açıkladı.

 

Duruşma salonunda bulunan Milli Savunma Bakanlığı avukatı, davaya katılma talebinde bulundu. Suçtan zarar görmediği gerekçesiyle bu talep mahkemece reddedildi. Savunma avukatları da bu talebe tepki gösterdi.

 

Bu gerginliklerin ardından, Şebnem Korur Fincancı’nın beyanına geçildi. Ankara’daki Sincan cezaevinde tutulan Korur Fincancı, duruşma için İstanbul’a ring aracıyla getirildiğini ve 5 saatlik yol boyunca kelepçe ile bekletildiğini söyledi. Bu durumun insan haklarına ve adil yargılama koşullarına aykırı olduğunu belirtti.

 

Korur Fincancı: Görüntülerle ilgili tanıya ulaşabilmek için bağımsız soruşturma yapılmalıdır

 

Korur Fincancı, yaşadığı şu süreçte masumiyet karinesinin en başından beri ihlal edildiğini, hakkındaki tutuklama kararının avukatlarından önce basına servis edildiğini söyledi. İddianameye değinen Korur Fincancı, iddianameyi hazırlayan savcının adli tıp bilgisinin yetersiz olduğunu anlattı ve davaya konu olan sözlerini açıkladı:

 

“Videodaki belirtiler üzerine yaptığım ‘belli ki bir toksik/zehirli gaz kullanılmış durumda’ makul sonucuna ulaştığım tıbbi değerlendirme, bir ‘ön tanı’dır. Çünkü olay yerinde yapılacak inceleme, alınacak örneklerden yapılacak laboratuvar tetkikleri ve cenazelerin Minnesota Protokolü ışığında gerçekleştirilecek otopsileri ile etkili bir belgeleme ve olay yerinin iddia edilen olayla ilişkisi, bir kimyasal etken saptandığı koşulda bunun yasak silah olup olmadığı saptanabilir. Dolayısıyla etkili bir soruşturma olmadan sorumluların saptanması olanaklı değildir.

 

“O nedenle yayında belirttiğim tıbbi görüş bir ön tanıdır. Tanıya erişebilmek için de etkili ve bağımsız bir soruşturma ve belgeleme gerekmektedir.”

 

Avukatlar: Soruşturma sürecinde hiçbir gereklilik yerine getirilmedi

 

Ardından avukatlar Meriç Eyüboğlu, Gulan Çağın Kaleli ve Hülya Yıldırım beyanda bulundu. Avukatlar, davaya konu açıklamaların “örgüt propagandası” (TMK 7/2) suçlamasının koşullarını oluşturmadığını anlattı. Müvekkillerinin akademik ve bilimsel uzmanlık ve özgürlüğünü kullanarak yaptığı açıklamaların hedef gösterilmesinin ardından tutuklandığını söylediler. Soruşturma ve kovuşturma sürecinde hukuki hiçbir gerekliliğin yerine getirilmediğini belirttiler.

 

Eyüboğlu “Müvekkilim görünen görüntülerin toksik gaz olduğu izlenimi verdiğini ancak bunun anlaşılması için bağımsız heyetlerin yerinde ve varsa ölü bedenler üzerinde inceleme yapması gerektiğini söylüyor. Yerinde incelenmeden söz ediyor, durum böyleyken müvekkilimiz ne ile suçlanıyor anlayamıyoruz” diye konuştu.

 

Mahkeme: Adli tedbirin yetersiz kalacağı anlaşıldığından

 

Avukatların ardından mütalaasını açıklayan savcı, Korur Fincancı’ya “örgüt propagandası” suçundan üst sınırdan ceza verilmesini istedi.

 

Avukatlar, mütalaaya karşı söz alarak tutukluluğun devam etmesi için hiçbir hukuki gerekçe olmadığını açıkladı.

 

Korur Fincancı da “Tutuklu olmak çok zor ama bir insan hakları savunucusu için bulunmaz bir nimet. Biz hep cezaevlerinde inceleme talep ederiz ama izin verilmez. Dolayısıyla devletin kendi eliyle beni oraya koymuş olması kıymetli” diye konuştu.

 

Mahkeme heyeti, sanığa adli kontrol tedbirlerinin uygulanmasının yetersiz kalacağı iddiasıyla tutukluluk halinin devamına karar verdi. Bir sonraki duruşma 29 Aralık 2022’de görülecek. Korur Fincancı önümüzdeki hafta görülecek bu duruşmaya kadar İstanbul’daki Bakırköy Kadın Cezaevi’nde tutulacak.