Posts

Ezio Menzione’den PEN Norveç için Sedef Kabaş İddianame Raporu

PEN Norveç’in Türkiye İddianame Projesi, 2022 yılında önde gelen üç uluslararası insan hakları avukatı tarafından kaleme alınan üç yeni iddianame raporuyla devam ediyor.

Türkiye’de ifade özgürlüğünü doğrudan ilgilendiren ve özellikle gazetecileri hedef alan iddianamelerin yeni bir analizi.

Bugün yayınlanan rapor, gazeteci Sedef Kabaş hakkındaki iddianameyi analiz ediyor

 

Raporun tamamını Türkçe olarak buradan okuyabilirsiniz

PEN Norway_İddianame İnceleme Raporu Sedef Kabas Türkçe

 

Kabaş, deneyimli bir gazeteci. Kariyeri boyunca mesleği nedeniyle birçok kez yargılandı. 2019 yılında Cumhurbaşkanı Erdoğan’a hakaret ettiği gerekçesiyle 11 ay 20 gün hapis cezasına çarptırıldı. Bu ceza ertelendi.

14 Ocak 2022’de Tele 1’de yayınlanan bir programda Kabaş, Erdoğan ve hükümetinin bazı bakanları hakkında bazı eleştirel yorumlarda bulundu ve ” büyükbaş hayvan bir saraya girdiği zaman o kral olmaz o saray ahır olur ” şeklinde bir atasözüne atıf yaptı.

Adalet Bakanı da dahil olmak üzere hemen Sedef’e yönelik eleştiriler gelmeye başladı ve “haddini aşmakla” ve “nefreti körüklemekle” suçlanarak “bunun hesabının mahkemede sorulacağı” uyarısı sıklıkla dile getirildi.

Birkaç gün sonra, yine daha açık bir söylem bağlamında, Kabaş sosyal medya hesabından, cümlenin “Öküz saraya çıkınca kral olmaz. Ama saray ahır olur” biçiminde eski bir Çerkes atasözü olduğunu, ancak ayıp olur diye “öküz” ifadesini “büyükbaş hayvan” ile değiştirdiğini belirtmiştir.

Bu olaylardan sonra Kabaş’ın evi polis tarafından basıldı. Cumhurbaşkanı’na hakaret suçlamasıyla tutuklanarak Bakırköy Cezaevi’ne nakledildi.

Duruşması 11 Mart 2022 tarihinde görülen Kabaş, 2 yıl 4 ay hapis cezasına çarptırıldı, ve 49 günlük tutukluluğun akabinde tahliye edildi. Davası hala İstanbul Bölge İstinaf Mahkemesi’nde devam etmekte.

Avukat Ezio Menzione, Kabaş hakkındaki iddianameyi Türkiye’nin iç hukuku ve uluslararası hukuk ışığında değerlendirdi. Menzione, Türkiye’de 2016-2017 yıllarından bu yana Cumhurbaşkanı’na hakaret davalarının arttığının altını çizdi.

Menzione Kabaş’ın davasını yılda birkaç davadan mürekkep bir bağlama yerleştirmek ile binlerce davadan oluşan bir bağlama yerleştirmek arasındaki açık farka dikkat çekiyor. Ve bu olgunun değerlendirilmesinde AİHS’nin 10. maddesi ve Türkiye Anayasası’nın 25. ve 26. maddelerinin ihlal edilerek siyasi muhalefeti susturmak amacıyla açılan binlerce benzer davanın bahaneye dayalı ve gayrimeşru varlığının göz önüne alınması gerektiğini belirtiyor.

Yargıda devam eden kriz ve Türkiye’de hukukun üstünlüğünün kötüleşen durumu nedeniyle, 2023 yılında da ifade özgürlüğünü doğrudan ilgilendiren iddianameleri analiz etmeye devam edeceğiz.

 

Prof. Dr. Fincancı released on bail

Prof. Dr. Şebnem Korur-Fincancı, the President of the Union of Turkey’s Medical Associations (TBB) and a forensic medicine expert, was released after two and a half months of detention.

Fincancı had been on trial for the offence of “making propaganda for a terrorist organization” and the third hearing of the trial was held today at the 24th High Criminal Court of İstanbul.

The Court sentenced Korur Fincancı to 2 years, 8 months and 15 days of imprisonment for the crime of “making propaganda for a terrorist organization” and ruled to release her from prison on bail.

Following her comments on the images regarding the alleged use of chemical weapons in military operations carried out by the Turkish Armed Forces in the Iraqi Kurdistan Region, which were aired in October 2022 by the Kurdish television Medya Haber based in Europe, Korur Fincancı was first targeted on social media and then arrested.

 

Security barricades in front of the courthouse

In this hearing too Fincancı was brought to the court surrounded by a wall of military police.

Present at the hearing were a large crowd of medical doctors, rights defenders and journalists, as well as PEN Norway rapporteur for the hearing, representatives from the Human Rights Watch (HRW), European Doctors (CPME) and FIDH, the German Consul General, and representatives from the EU Delegation and from the consulates of Netherlands, USA and Sweden. The courtroom proved to be too small for the observers and lawyers.

Plain-clothes policemen were also present in the courtroom. During the hearing, the defence statements were interrupted by the sound of police radios.

The Court announced that the lawyers’ request for recusal was rejected. Nahit Eren, the President of the Diyarbakır Bar Association stated that the reasons for the refusal were unclear, and that the court violated the right to a fair trial with practices such as the way the order was maintained in the courtroom and the Court’s decision to limit the number of defence lawyers to three.

Lawyer Özkan Yücel, the former President of the İzmir Bar Association, also stated that the courthouse entrance was blocked by the security barricades in an attempt to restrict citizens’ access to the courthouse and the courtroom, which in turn restricted the right of defence. Yücel also reacted against the prosecutor who kept checking his phone and did not listen to the statements. Throughout the hearing, the prosecutor busied himself with his phone and with the keyboard of the computer in front of him.

For the third time, the lawyer of the Ministry of National Defence, who was present in the courtroom, requested to become a party in the case. The court rejected all requests.

 

Lawyers: Not a legal but a political case

When Şebnem Korur Fincancı requested to speak, the president of the Court said, “You have been given the floor in the previous hearing, but anyway let’s give it again.”

Fincancı started her speech by thanking the people in the courtroom and said, “The fact that no one except the government could use the word “chemical weapons” is the proof that a climate of fear has been created. But fear is no remedy to death, Your Honor.”

Lawyers Öztürk Türkdoğan, Hülya Yıldırım and Meriç Eyüboğlu stated that this was a political case without any elements of crime. They submitted to the court the precedent ECtHR and Constitutional Court judgments, the case law of the Court of Cassation and various Venice Commission opinions regarding the unlawfulness of Fincancı’s arrest on charges of making propaganda for a terrorist organization. They requested the Court to rule that the case was unconstitutional.

After the lawyers’ statements, the judge said, “We will end the trial, we will finish the hearing,” and asked Fincancı to make her last statements. Lawyers objected to this and stated that their request for an unconstitutionality decision required an interim ruling by the Court, and that the judge tried to impose a sentence without listening to what happened at the hearing.

In her final statement Fincancı said, “This is not a legal case, it is a political case. It is a case bent on destroying the TTB, democratic principles, and the will of the society to claim its rights.”

After the defences, the Court adjourned the hearing. After the break, the Court ruled to sentence Fincancı to 2 years, 8 months and 15 days of imprisonment on charges of making propaganda for a terrorist organization. Considering the term she already served in prison and the term she was sentenced to serve, the Court decided to release Fincancı. The Court also decided to apply Article 53 of the Turkish Penal Code. Accordingly, if the verdict against Korur Fincancı is upheld, Fincancı will not be able to practice her profession as a doctor and she will not be able to serve as the president of the TTB.

 

Courtroom sketch of defendant Prof Fincancı: Zeynep Özatalay

 

As PEN Norway, although we are happy to see Şebnem Korur Fincancı released, we strongly condemn the sentence that disregards her freedom of expression and that of society as a whole in Turkey. Following the objection of Korur Fincancı’s defence lawyers, we hope that the higher court will hand down a decision that will support and protect freedom of expression.

Prof. Dr. Fincancı’ya Tahliye

 

Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi Başkanı ve adli tıp uzmanı Prof. Dr. Şebnem Korur-Fincancı hakkında iki buçuk ay sonra tahliye kararı verildi.

 

Fincancı’nın “örgüt propagandası” suçlamasıyla yargılandığı davanın üçüncü duruşması bugün İstanbul 24. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü.

 

Mahkeme, Korur Fincancı’yı “örgüt propagandası” suçlamasından 2 yıl 8 ay 15 gün hapis cezasına çarptırırken, tahliyesine karar verdi.

 

Korur Fincancı, Ekim 2022’de Avrupa’da yayın yapan Kürt televizyonu Medya Haber’de TSK’nın Irak Kürdistan Bölgesi’nde yürüttüğü askeri operasyonlarda kimyasal silah kullanıldığı iddialarına ilişkin yayımlanan görüntüleri değerlendirmesinin ardından, önce sosyal medyada hedef gösterilmiş, ardından da tutuklanmıştı.

 

Adliye önünde polis barikatı

 

Fincancı bu duruşmada da salona jandarma çemberinde getirildi.

 

Çok sayıda hekim, hak savunucusu ve gazetecinin yanısıra, PEN Norveç duruşma raportörü, Human Rights Watch (HRW), European Doctors (CPME) ve FİDH temsilcileri, Almanya başkonsolosu, AB Delegasyonu,  Hollanda, ABD, İsveç konsolosluklarından temsilciler duruşma salonunda hazır bulundu. İzleyiciler ve avukatlar salona sığmadı.

 

Duruşma salonunda sivil giyimli polisler de hazır bulundu. Duruşma boyunca savunmalar, polis telsizlerinin sesiyle kesildi.

 

Mahkeme, avukatların reddi hakim kararının reddedildiğini açıkladı. Diyarbakır Baro Başkanı Nahit Eren, ret kararının gerekçesinin net olmadığını söylerken, gerek duruşma salonundaki düzen, gerek üç avukat sınırlandırması gibi uygulamalarla mahkemenin adil yargılama hakkını ihlal ettiğini söyledi.

 

Önceki dönem İzmir Baro Başkanı Avukat Özkan Yücel de, bugün adliye girişinin polis barikatlarıyla kaplı olduğunu, yurttaşların adliyeye ve duruşma salonuna girişinin engellenmeye çalışıldığını anlatırken, savunma hakkının kısıtlandığını belirtti. Yücel, savcının telefonuyla oynamasına ve beyanları dinlememesine tepki gösterdi. Savcı, tüm duruşma boyunca telefonu ve önündeki bilgisayarın klavyesiyle meşgul olmaya devam etti.

 

Milli Savunma Bakanlığı avukatı, üçüncü kez duruşmaya gelerek davaya katılma talebinde bulundu. Mahkeme tüm talepleri reddetti.

 

Avukatlar: Hukuki değil siyasi bir dava

 

Şebnem Korur Fincancı’nın söz istemesi üzerine, mahkeme başkanı “Size önceki celsede de söz vermiştik ama yine verelim” dedi.

 

Sözlerine salondakilere teşekkür ederek başlayan Fincancı, “Artık siyasi iktidar dışında kimsenin ağzına kimyasal silah kelimesini alamaması, korku ikliminin yaratıldığını gösteriyor. Ama korkunun ecele faydası yok, Sayın Hakim” dedi.

 

Avukatlar Öztürk Türkdoğan, Hülya Yıldırım ve Meriç Eyüboğlu bunun siyasi bir dava olduğunu söylerken, suç unsurlarının oluşmadığını anlattı. Fincancı’nın örgüt propagandası suçlamasıyla tutuklanmasının hukuki olmadığına ilişkin emsal AİHM ve AYM kararlarını, Yargıtay içtihatlarını ve çeşitli Venedik Komisyonu görüşlerini mahkemeye sundular. Anayasaya aykırılık kararı verilmesini istediler.

 

Avukatların beyanlarından sonra hakim “Yargılamaya son vereceğiz, duruşmayı bitireceğiz” diyerek Fincancı’dan son sözlerini söylemesini istedi. Avukatlar buna itiraz etti, Anayasaya aykırılık talebinin bir ara karar gerektirdiğini, hakimin duruşmada olanları dinlemeden ceza vermeye çalıştığını söyledi.

 

Fincancı da son sözünde “Bu hukuki değil, siyasi bir dava. TTB’yi, demokratik ilkeleri yok etmek, toplumun hak arama iradesini yok etmek üzerine bir dava” diye konuştu.

 

Courtroom sketch of defendant Prof Dr Korur Fincancı by artist Zeynep Özatalay

 

Savunmaların ardından mahkeme ara verdi. Aradan sonra kararını açıklayan mahkeme, Fincancı’nın örgüt propagandası suçlamasından 2 yıl 8 ay 15 gün cezalandırılmasına karar verdi. Mahkeme, cezaevinde kaldığı süre ve verilen ceza miktarına bağlı olarak, Fincancı’nın tahliye edilmesine karar verdi. Mahkeme ayrıca Türk Ceza Kanunu’nun 53. Maddesinin uygulanmasına karar verdi. Buna göre, Korur Fincancı hakkındaki hüküm onanırsa Fincancı doktorluk mesleğini icra edemeyecek ve TTB başkanı olarak da görev yapması mümkün olmayacak.

 

PEN Norveç olarak Şebnem Korur Fincancı’nın özgürlüğüne kavuşmasından ötürü sevinçli olmakla birlikte, Korur Fincancı’nın ve tüm Türkiye toplumunun ifade özgürlüğünü hiçe sayan cezayı sert şekilde kınıyoruz. Umarız ki, Korur Fincancı’nın savunma avukatlarının karara itirazının akabinde üst mahkeme ifade özgürlüğünü koruyan bir karara imza atacaktır.

Gezi’yi İzlemek – PEN Norveç’in 5 Yıllık Raporu

Gezi’yi İzlemek

 

Tutuklu sanıkların her biriyle yapılan röportajlar, konuya ilişkin makaleler, iddianame raporları ve Türkiye’deki özgürlük ve demokrasi savunucularını kriminalize ederek hapse atmayı amaçlayan beş yıllık Gezi Parkı yargılaması üzerine PEN Norveç’in gözlem sürecine genel bir bakış.

Raporumuzu buradan okuyabilirsiniz:

PEN_Norway_Geziyi_izlemek_tr_web

 


PEN Norveç, Türkiye İddianame Projesi kapsamında Gezi Parkı sanıklarıyla ilgili iki iddianame raporu yayınladı. Bu raporlar Gezi Parkı ana davası iddianamesinin bir analizi ile Osman Kavala ve Jak Barkey ile ilgili düzmece casusluk suçlamalarına müteakip hazırlanan iddianamenin bir analizini içeriyordu. Her iki rapor da burada yer almaktadır.

PEN Norveç’in Gezi davasındaki sanıklar hakkındaki gözlemleriyle savunuculuğunu ele alan bu kitapçık, dava izleme sürecine, Gezi ayaklanmasının Türkiye halkı için önemine, 2013 yılındaki protestoların hemen ardından hak ve özgürlükleri hedef alan acımasız hükümet baskısı hakkında makalelerin yanı sıra duruşma raporlarımızı, açıklamalarımızı ve açık mektuplarımızı içeriyor.

25 Nisan 2022’de şok edici cezalara çarptırılarak derhal tutuklanan mevcut tüm Gezi sanıklarının, bu masum insan hakları savunucularının hepsiyle sırayla hapishanede görüşerek dayanışmamızı ve desteğimizi devam ettirdik. Sözü edilen insan hakları savunucularıyla yapılan ve kitapçığın sonunda yer alan röportajlar, onların sahip oldukları metanetin, kararlılığın ve demokrasiye, tüm görüşlere saygı duyulan, devlet organlarının düzgün işlediği adil, açık bir topluma duydukları sarsılmaz inancın bir kanıtıdır.

Monitoring Gezi – PEN Norway’s Five Year Report

Monitoring Gezi

Read our full five-year report here:

PEN_Norway_Monitoring_Gezi_eng_web


Interviews with each imprisoned defendant,
articles, indictment reports and an overview of PEN Norway’s monitoring of the five-year Gezi Park trial that was aimed at criminalising and jailing defenders of freedom and democracy in Turkey.

 

 

As part of the Turkey Indictment Project, PEN Norway published two indictment reports relating to the Gezi Park trial defendants. These were an analysis of the indictment in the main Gezi Park case and an analysis of the subsequent indictment regarding bogus espionage charges in relation to Osman Kavala and Jak Barkey. Both reports are included here.

This booklet on PEN Norway’s observations of and advocacy for the defendants in the Gezi case includes articles on the monitoring process, the importance of the Gezi uprising to the people of Turkey, the government’s brutal pushback on rights and freedoms in the wake of the 2013 protests and also our hearing reports, statements and open letters.

Following the shocking sentencing and immediate arrest on April 25, 2022 of all present Gezi defendants, we continued our solidarity and support of these innocent human rights advocates by interviewing them all, in turn, in prison. Their interviews can be found towards the end of the booklet and are a testament to personal strength, convictions and their unshakeable belief in democracy and a fair, open society where all views are respected and in which the organs of state function correctly.

Early in 2023 PEN Norway will hold a launch event for this five-year study of the Gezi Park trial.

No release for Fincancı, again 

The second hearing of the trial against Prof. Dr. Şebnem Korur-Fincancı, the President of the Union of Turkey’s Medical Associations (TBB) and a forensic medicine expert, was held today at the 24th High Criminal Court of Istanbul. Fincancı is on trial for the alleged crime of “making propaganda for a terrorist organization”.

Fincancı’s lawyers said the trial was not fair or objective and requested the recusal of the judicial panel. The court rejected this request and ruled to continue Fincancı’s detention in prison.

Korur Fincancı was first targeted on social media and then arrested following her comments on images she had been shown in relation to the alleged use of chemical weapons in military operations carried out by the Turkish Armed Forces in the Iraqi Kurdistan Region. Her comments were broadcast in October 2022 by the Kurdish television Medya Haber, based in Europe,

 

A wall of military police around Fincancı

Seven miliatary police accompanied Fincancı as she was brought to the court room, and she stood encircled by five of them throughout the trial.

More than 80 lawyers were present to defend Fincancı. The hearing was observed by a large crowd of medical doctors, rights defenders, and journalists, as well as diplomats from the Swiss and EU delegations and the German Consul General.  Parliamentary representatives included the HDP co-chairman as well as HDP and CHP party deputies. The courtroom proved to be too small for the large number of observers.

Lawyer Meriç Eyüboğlu requested that the hearing be held in a larger hall to protect the right to a fair trial. Erkan Şenses, the President of the Batman Bar Association noted that the Court’s decision to limit the number of lawyers representing Fincancı to three was against the law. He stated that this limitation had become a law after the coup attempt and did not apply to the prosecution of the offence of making propaganda for the terrorist organization.

The prosecutor restated his previous opinion. The lawyer of the Ministry of National Defence restated his request to become a party in the case, which had been rejected by the Court in the previous hearing. This request was rejected once again and the Ministry’s lawyer took a seat among the defence lawyers and followed the hearing. Unable to enter the hall due to the large number of observers, some of Fincancı’s lawyers objected to this situation, but the judge rejected this objection, declaring that “he would decide whoever would be allowed in the court room”.

 

Fincancı: Lung damage? I wonder what kind of a propaganda impact it has

Following the objections of the lawyers as to the formalities, the Court proceeded to hear Fincancı’s statement. Saying that her actions were not an offence but a part of her responsibilities as a medical doctor and a citizen, Fincancı stated “I wonder how one could interpret a medical assessment as an act of propaganda and what kind of a possible propaganda impact lung damage could have”.

Financı mentioned the ruling party AKP officials who targeted her and said:

“We criticised them based on science but they accused us of terrorism, high treason, using improper language. If I am a terrorist, I wonder which organization I am a member of. The Human Rights Foundation of Turkey? Association of Palestinian Prisoners? International Rehabilitation Council for Torture Victims (IRTC)? The President of the Republic calls me a terrorist in front of the public. Then how can members of the judiciary dare to think differently?

“Our struggle is about bringing new lives into the world and about letting them live their lives with dignity. And I don’t think this is a crime, and therefore I demand acquittal.”

 

The lawyers requested the recusal of the judicial panel.

 

Quoting some of the statements made by the judge in the courtroom, Fincancı’s lawyers claimed that the court conveyed the impression that it has been operating under the instructions of the prosecutor. “It seems everything has been already predetermined in the prosecutor’s opinion and we are the small actors just making a statement here.”

Restating that Fincancı was on trial because she demanded an effective investigation against the allegation that chemical weapons were used, Fincancı’s lawyers expressed their disbelief that the case in question was being handled objectively and fairly as the unlawfulness and smear campaigns have been going on since the start of the investigation. Lawyer Eyüboğlu said, “We are here today with the expectation that you will hand down a sentence anyway,” and claimed that they requested a recusal because of these reasons.

After the lawyers’ request for the recusal of the judicial panel, the hearing was adjourned for 20 minutes.

After the break, the presiding judge dismissed the recusal request “on the grounds that it was overdue and intended to prolong the hearing”.

 

The Court decided to continue Fincancı’s detention. The next hearing is on January 11, 2023. PEN Norway will be represented in the courtroom on January 11, 2023.

Prof. Dr. Fincancı’ya Yine Tahliye Yok

Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi Başkanı ve adli tıp uzmanı Prof. Dr. Şebnem Korur-Fincancı’nın “örgüt propagandası” suçlamasıyla yargılandığı davanın ikinci duruşması bugün İstanbul 24. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü.

Fincancı’nın avukatları hakkaniyetli ve objektif bir yargılama olmadığını söyleyerek mahkeme heyetini reddetti. Mahkeme da bu talebi reddederen, Fincancı’nın tutukluluk halinin devamına karar verdi.

Korur Fincancı, Ekim 2022’de Avrupa’da yayın yapan Kürt televizyonu Medya Haber’de TSK’nin Irak Kürdistan Bölgesi’nde yürüttüğü askeri operasyonlarda kimyasal silah kullanıldığı iddialarına ilişkin yayınlanan görüntüleri değerlendirmesinin ardından, önce sosyal medyada hedef gösterilmiş, ardından da tutuklanmıştı.

 

Fincancı’ya jandarma çemberi

 

Fincancı salona 7 jandarma eşliğinde getirildi; 5 jandarma duruşma boyunca Fincancı’nın etrafında çember oluşturdu.

80’in üzerinde avukat Fincancı’yı savunmak için hazır bulundu. Çok sayıda, hekim, hak savunucusu ve gazetecinin yanısıra, İsviçre ve AB delegasyonundan temsilciler, Almanya Başkonsolosu, HDP eşbaşkanı, HDP ve CHP’li milletvekileri de duruşmayı takip etti. Duruşmaya gelenler salona sığmadı.

Avukat Meriç Eyüboğlu, adil yargılanma hakkının korunabilmesi için duruşmanın daha büyük bir salona alınmasını talep etti. Batman Baro başkanı Erkan Şenses ise Fincancı’ya yönelik üç avukat sınırının hukuka aykırılık olduğunu ifade etti. Darbe girişimi sonrasında yasalaşan bu sınırlamanın, örgüt propagandası yargılaması için geçerli olmadığını ifade etti.

Savcılık, önceki duruşmadaki mütalaasını tekrar etti. Geçtiğimiz duruşma katılma talebi reddedilen Milli Savunma Bakanlığı avukatı, bu  duruşmaya da gelerek talebini tekrar etti. Talebi bir kere daha reddedildi. Bakanlık avukatı, savunma avukatları arasında oturarak duruşmayı takip etti. Fincancı’nın avukatlarının bir kısmı kalabalıktan salona giremediği için bu duruma itiraz etti ancak hakim “salonda kimin bulunacağına kendisinin karar verdiğini” söyleyerek bu itirazı reddetti.

 

Fincancı: Akciğer hasarının nasıl bir propaganda etkisi olduğunu merak ediyorum

Avukatların usule ilişkin itirazlarının ardından Fincancı’nın beyanına geçildi. Fincancı, yaptığının suç değil, hekim ve yurttaşlık sorumluluğu olduğunu söylerken, “Tıbbi bir değerlendirmenin, nasıl olup da propaganda eylemi olarak yorumlandığını, akciğer hasarının nasıl bir propaganda etkisi olduğunu merak ediyorum” diye konuştu.

Kendisini hedef gösteren AKP yetkililerinden bahseden Fincancı, şöyle konuştu:

“Biz onlara bilimsel eleştiriler yaparken onlar bizi teröristlikle, vatan hainliğiyle ve daha çok yakışıksız ifadeyle suçladı.

“Ben teröristsem, hangi örgütten olduğumu merak ediyorum. Türkiye İnsan Halkları Vakfı mı? Filistinli Mahpuslar Derneği mi? İşkence Mağdurları için Uluslararası Rehabilitasyon Konseyi mi (IRTC)? Cumhurbaşkanı çıkıp benim hakkımda terörist diyebiliyor. Yargı mensupları nasıl ayrıksı düşünebilirler?

“Biz yeni yaşamlar filizlensin, yaşayanlar hayatlarını onurla devam ettirsin diye mücadele ediyoruz. Bunun da bir suç olduğunu düşünmüyorum ve beraat talep ediyorum.”

 

Avukatlar mahkeme heyetini reddetti

Fincancı’nın avukatları da hakimin duruşma salonunda sarfettiği bazı ifadeleri tekrar ederek, mahkemenin savcıyla birlikte talimat dahilinde hareket ettiği izlenimi uyandırdığını söyledi. “Bu mütalaada her şey hazırlanmış gibi, biz de burada küçük aktörler olarak beyanda bulunuyoruz.”

Fincancı’nın kimyasal silah iddiası karşısında etkili bir soruşturma istediği için yargılandığını tekrar eden avukatları, soruşturma süresinden bu yana devam eden hukuksuzluklar ve yürütülen karalama kampanyaları nedeniyle bu davanın objektif ve hakkaniyetli yürütüldüğüne inanmadıklarını söyledi. “Biz bugün buraya ceza vereceğinizi öngörerek geldik” diyen Avukat Eyüboğlu, bu nedenlerle mahkeme heyetini reddettiklerini beyan etti.

Reddi hakim talebinin ardından duruşmaya 20 dakika ara verildi.

 

Aranın ardından, mahkeme başkanı reddi hakim talebini “süresinde yapılmadığı ve duruşmayı uzatmak için yapıldığı gerekçesiyle” reddetti.

Fincancı’nın tutukluluk halinin devamına karar verildi. Bir sonraki duruşma 11 Ocak 2023’te. Bu duruşmayı takip eden PEN Norveç, 11 Ocak 2023’te de duruşma salonunda hazır bulunacak.

Judicial harassment of Prof. Dr. Fincancı must stop!

Continuing Detenetion for Prof. Dr. Fincancı at today’s first hearing

 

The trial against Prof. Dr. Şebnem Korur-Fincancı, the President of the Turkish Medical Association (TBB) and a forensic medicine expert, began today at the 24th High Criminal Court of Istanbul in which she is charged with “making propaganda for a terrorist organization”.

 

Many observers, politicians, medical doctors and rights defenders were present to observe the first hearing. Korur Fincancı was greeted with applause as she entered the courtroom.

 

Following a hearing that lasted approximately 5 hours, the court ruled to continue Korur Fincancı’s detention. The next hearing will be held on April 29, 2022 at 10:30.

 

Following her comments on the images regarding the alleged use of chemical weapons in military operations carried out by the Turkish Armed Forces in the Iraqi Kurdistan Region, which were aired in October 2022 by the Kurdish television Medya Haber based in Europe, Korur Fincancı was first targeted on social media and then arrested.

 

Court allowed defence team only three lawyers

 

To demonstrate their solidarity with Korur Fincancı, present at the courthouse were many rights defenders, medical doctors, heads of medical chambers, HDP and CHP deputies, representatives of various civil society organizations and political parties, heads of bar associations in Istanbul, Izmir, Van, Diyarbakir, representatives from the USA, Germany, Netherlands, Switzerland, Denmark and Austria consulates and international rights organizations.

 

To defend Korur Fincancı, more than 800 lawyers submitted their licence to the court. Referring to the post-military coup legislation which states that only three lawyers could defend the accused, the judge ruled that only three lawyers would be allowed to defend Korur Fincancı.

 

The hearing was delayed for a while and many people, including journalists, observers, medical doctors and heads of medical chambers were unable to fit into the small courtroom.

 

Lawyers demanded the hearing to be moved to a larger courtroom. Reminding that only three lawyers were allowed to make the defence, however, the judge said there was no need for the hearing to be taken to a larger hall.

 

Korur Fincancı was transferred to Istanbul in handcuffs

 

The military police in the courtroom built a human shield between Korur Fincancı and her lawyers. The lawyers’ objection on this matter was rejected.

 

When the president of the court addressed the accused as “sen” (“you”, in second person singular as opposed to second person plural, as in French “vous”, t.n.) the lawyers and the audience reacted. The presiding judge, in explaining his attitude, said that he was not a kind person.

 

The lawyer of the Ministry of National Defence, who was in the courtroom, requested to become a party in the case. This request was rejected by the court on the grounds that the Ministry was not harmed by the crime. Defence lawyers also reacted to this request.

 

After these tense exchanges, the hearing continued with Şebnem Korur Fincancı’s statement. Korur Fincancı, who was detained in Sincan prison in Ankara, said that she was brought to Istanbul for the hearing by a transfer vehicle and kept in handcuffs throughout a 5-hour journey. She stated that this situation was a violation of human rights and fair trial requirements.

 

Korur Fincancı: An independent investigation is necessary to give a diagnosis on the images

 

Korur Fincancı said that the principle of presumption of innocence has been violated since the very beginning, and that the arrest warrant for her was presented to the press before her lawyers. Referring to the indictment, Korur Fincancı explained that the prosecutor who prepared the indictment had insufficient knowledge of forensic medicine and she expanded upon the statement that was the subject of her trial.

 

“The medical evaluation I made on the symptoms visible in the video, which took me to the reasonable conclusion that ‘a toxic gas was obviously used’, is a ‘pre-diagnosis’. Because it is only possible to determine whether a prohibited weapon was used or not, after an examination is conducted at the scene of the incident, laboratory examinations are carried out of the samples taken and autopsies of the bodies are performed in the light of the Minnesota Protocol, the connection between the scene of the incident and the alleged incident is established, a chemical agent is detected, complete with effective documentation. Therefore, it is not possible to identify the culprits without an effective investigation.

 

“Therefore,” she continued,  “the medical opinion I have stated in the program was but a preliminary diagnosis. A diagnosis requires an effective and independent investigation and documentation.”

 

Lawyers: No requirements were met during the investigation process

 

Then, lawyers Meriç Eyüboğlu, Gulan Çağın Kaleli and Hülya Yıldırım gave their statements. The lawyers explained that the statements subject to trial did not meet the requirements for the charge of “making propaganda for a terrorist organization” (Anti-Terorr Law Article 7/2). The lawyers claimed that their client was arrested after her statements that fall under academic and scientific expertise and freedom were targeted. They stated that no legal requirements were met during the investigation and prosecution process.

 

Eyüboğlu said, “My client said that the images appeared to give the impression of an involvement of a toxic agent, but also that independent committees should conduct an on-site examination of any deceased individuals to fully understand the matter. As she was talking about the need to conduct an on-site investigation, we cannot understand what our client is being accused of.”

 

Court: As it is understood that any judicial measure will be insufficient

 

Announcing his opinion after the lawyers, the prosecutor demanded that Korur Fincancı be penalized with the maximum penalty prescribed for the offense of “making propaganda for a terrorist organization”.

 

The lawyers took the floor against the prosecutor’s opinion and stated that there was no legal justification for the continuation of her detention.

 

Korur Fincancı said, “It is very difficult to be under arrest, but it is an invaluable blessing for a human rights defender. We have always been demanding for an examination into the prisons, which was never approved.  Therefore, the fact that the state itself sent me to a prison is valuable.”

 

Claiming that the implementation of any judicial control measure would be insufficient, the judicial panel ruled to continue Korur Fincancı’s detention. The next hearing will be held on December 29, 2022 and Korur Fincancı will be held in Bakırköy Women’s Prison in Istanbul until that time.

PEN Norway will continue to monitor this outrageous, illegal targeting of our colleague and stand in solidarity with Prof. Korur Fincancı until she is cleared of all charges.

Fincancı’ya yapılan hukuksal taciz durdurulsun!

Prof. Dr. Fincancı’nın Tutukluluğunun Devamına Karar Verildi

 

Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi Başkanı ve adli tıp uzmanı Prof. Dr. Şebnem Korur-Fincancı’nın “örgüt propagandası” suçlamasıyla yargılandığı davanın ilk duruşması bugün İstanbul 24. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmeye başladı.

 

Duruşmayı izlemek için çok sayıda gözlemci, siyasetçi, hekim ve hak savunucusu hazır bulundu. Korur Fincancı, mahkeme salonuna alkışlar eşliğinde girdi.

 

Yaklaşık 5 saat süren duruşmanın ardından mahkeme Korur Fincancı’nın tutukluluk halinin devamına karar verdi. Bir sonraki duruşma 29 Aralık 2022 saat 10:30’da görülecek.

 

Korur Fincancı, Ekim 2022’de Avrupa’da yayın yapan Kürt televizyonu Medya Haber’de TSK’nin Irak Kürdistan Bölgesi’nde yürüttüğü askeri operasyonlarda kimyasal silah kullanıldığı iddialarına ilişkin yayınlanan görüntüleri değerlendirmesinin ardından, önce sosyal medyada hedef gösterilmiş, ardından da tutuklanmıştı.

 

Savunmaya üç avukat sınırlaması

 

Çok sayıda hak savunucusu, hekimler, tabip odası başkanları, HDP ve CHP milletvekilleri, çeşitli sivil toplum ve siyasi parti temsilcilerinin yanısıra İstanbul, İzmir, Van, Diyarbakır baro başkanları, ABD, Almanya, Hollanda, İsviçre, Danimarka ve Avusturya konsolosluklarından temsilciler, uluslararası hak örgütlerinin temsilcileri de Korur Fincancı’ya destek vermek için adliyedeydi.

 

Korur Fincancı’yı savunmak için 800’ün üzerinde avukat mahkemeye yetki belgesi sundu. Hakim, darbe girişimi sonrasında kabul edilen ve sanığı sadece üç avukatın savunabileceğine dair kanuna dayanarak, duruşmada Korur Fincancı adına sadece üç avukatın savunma yapmasına karar verdi.

 

Duruşma gecikmeli olarak başlarken, salon küçük olduğu için aralarında gazeteciler, gözlemciler, hekimler ve tabip odaları başkanlarının da olduğu çok sayıda kişi mahkeme salonuna giremedi.

 

Avukatlar daha büyük bir salona geçilmesi için talepte bulundu. Ancak hakim, zaten sadece üç avukatın savunma yapabileceğini hatırlatarak, bu nedenle duruşmanın daha büyük bir salona alınmasına gerek olmadığını söyledi.

 

Korur Fincancı İstanbul’a kelepçeli getirildi

 

Mahkeme salonunda bulunan jandarmalar, Korur Fincancı ile avukatlar arasında etten bir duvar ördü. Avukatların bu konudaki itirazı reddedildi.

 

Mahkeme başkanının, sanığa “sen” diye hitap etmesi üzerine, avukatlar ve seyirciler tepki gösterdi. Mahkeme başkanı bu üslubunu “Ben nazik biri değilim” diyerek açıkladı.

 

Duruşma salonunda bulunan Milli Savunma Bakanlığı avukatı, davaya katılma talebinde bulundu. Suçtan zarar görmediği gerekçesiyle bu talep mahkemece reddedildi. Savunma avukatları da bu talebe tepki gösterdi.

 

Bu gerginliklerin ardından, Şebnem Korur Fincancı’nın beyanına geçildi. Ankara’daki Sincan cezaevinde tutulan Korur Fincancı, duruşma için İstanbul’a ring aracıyla getirildiğini ve 5 saatlik yol boyunca kelepçe ile bekletildiğini söyledi. Bu durumun insan haklarına ve adil yargılama koşullarına aykırı olduğunu belirtti.

 

Korur Fincancı: Görüntülerle ilgili tanıya ulaşabilmek için bağımsız soruşturma yapılmalıdır

 

Korur Fincancı, yaşadığı şu süreçte masumiyet karinesinin en başından beri ihlal edildiğini, hakkındaki tutuklama kararının avukatlarından önce basına servis edildiğini söyledi. İddianameye değinen Korur Fincancı, iddianameyi hazırlayan savcının adli tıp bilgisinin yetersiz olduğunu anlattı ve davaya konu olan sözlerini açıkladı:

 

“Videodaki belirtiler üzerine yaptığım ‘belli ki bir toksik/zehirli gaz kullanılmış durumda’ makul sonucuna ulaştığım tıbbi değerlendirme, bir ‘ön tanı’dır. Çünkü olay yerinde yapılacak inceleme, alınacak örneklerden yapılacak laboratuvar tetkikleri ve cenazelerin Minnesota Protokolü ışığında gerçekleştirilecek otopsileri ile etkili bir belgeleme ve olay yerinin iddia edilen olayla ilişkisi, bir kimyasal etken saptandığı koşulda bunun yasak silah olup olmadığı saptanabilir. Dolayısıyla etkili bir soruşturma olmadan sorumluların saptanması olanaklı değildir.

 

“O nedenle yayında belirttiğim tıbbi görüş bir ön tanıdır. Tanıya erişebilmek için de etkili ve bağımsız bir soruşturma ve belgeleme gerekmektedir.”

 

Avukatlar: Soruşturma sürecinde hiçbir gereklilik yerine getirilmedi

 

Ardından avukatlar Meriç Eyüboğlu, Gulan Çağın Kaleli ve Hülya Yıldırım beyanda bulundu. Avukatlar, davaya konu açıklamaların “örgüt propagandası” (TMK 7/2) suçlamasının koşullarını oluşturmadığını anlattı. Müvekkillerinin akademik ve bilimsel uzmanlık ve özgürlüğünü kullanarak yaptığı açıklamaların hedef gösterilmesinin ardından tutuklandığını söylediler. Soruşturma ve kovuşturma sürecinde hukuki hiçbir gerekliliğin yerine getirilmediğini belirttiler.

 

Eyüboğlu “Müvekkilim görünen görüntülerin toksik gaz olduğu izlenimi verdiğini ancak bunun anlaşılması için bağımsız heyetlerin yerinde ve varsa ölü bedenler üzerinde inceleme yapması gerektiğini söylüyor. Yerinde incelenmeden söz ediyor, durum böyleyken müvekkilimiz ne ile suçlanıyor anlayamıyoruz” diye konuştu.

 

Mahkeme: Adli tedbirin yetersiz kalacağı anlaşıldığından

 

Avukatların ardından mütalaasını açıklayan savcı, Korur Fincancı’ya “örgüt propagandası” suçundan üst sınırdan ceza verilmesini istedi.

 

Avukatlar, mütalaaya karşı söz alarak tutukluluğun devam etmesi için hiçbir hukuki gerekçe olmadığını açıkladı.

 

Korur Fincancı da “Tutuklu olmak çok zor ama bir insan hakları savunucusu için bulunmaz bir nimet. Biz hep cezaevlerinde inceleme talep ederiz ama izin verilmez. Dolayısıyla devletin kendi eliyle beni oraya koymuş olması kıymetli” diye konuştu.

 

Mahkeme heyeti, sanığa adli kontrol tedbirlerinin uygulanmasının yetersiz kalacağı iddiasıyla tutukluluk halinin devamına karar verdi. Bir sonraki duruşma 29 Aralık 2022’de görülecek. Korur Fincancı önümüzdeki hafta görülecek bu duruşmaya kadar İstanbul’daki Bakırköy Kadın Cezaevi’nde tutulacak.

 

Fincancı’ya özgürlük!

PEN Norway Turkey Adviser Caroline Stockford with Prof Fincancı following her acquittal on 17 July 2019 in the Özgür Gündem case

 

27.10.2022 tarihinde gözaltına alınan Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı’nın ilk duruşması 23 Aralık 2022 tarihinde İstanbul 24. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülecek. PEN Norveç duruşma salonunda hazır bulunacak ve bu yargılama sürecini yakından izleyecektir.

İddianamede savcı, Fincancı hakkında “basın yoluyla terör örgütü propagandası yapmak” suçlamasıyla 7 yıl 6 aya kadar hapis cezası talep ediyor.

Bilindiği üzere Fincancı, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nde kimyasal silah kullandığı iddialarına ilişkin verdiği bir röportaj nedeniyle tutuklanmıştı. Fincancı röportajında bağımsız bir soruşturmanın gerekliliğini vurgulamış ve kimyasal silah kullanılıp kullanılmadığı konusunda ancak resmi bir adli tıp incelemesinin akabinde yorum yapabileceğini belirtmişti.

Fincancı’nın söz konusu ifadeleri tamamen ifade özgürlüğü kapsamında olmasına rağmen, ne yazık ki, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 7/2. maddesi uyarınca Fincancı terör örgütü propagandası yapmak suçlamasıyla tutuklanmıştır.

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 25. maddesine göre herkes düşünce ve kanaat hürriyetine sahiptir. Anayasa’nın 26. maddesi ise düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğünü düzenlemektedir. Ancak Fincancı’nın adli tıp uzmanı olduğu düşünüldüğünde ilgili röportajdaki ifadesinin Anayasa’nın 27. maddesi kapsamında da korunduğu görülmelidir. İlgili düzenlemeye göre herkes, bilimi serbestçe öğrenme ve öğretme, açıklama, yayma ve bu alanlarda her türlü araştırmayı yapma hakkına sahiptir. Tüm bu haklar, Türkiye’nin taraf olduğu ve bağlı bulunduğu uluslararası sözleşmelerle de koruma altına alınmıştır. Bu nedenle Fincancı hakkında iddianame düzenlenmesi ve üstelik tutuklu yargılanması, hem iç hukuk hem de uluslararası hukuk tarafından korunan temel hak ve özgürlüklerinin kısıtlanması anlamına gelmektedir.

Fincancı halen Türk Tabipleri Birliği (TTB) başkanı ve Türkiye İnsan Hakları Vakfı (THİV) yönetim kurulu üyesidir. Fincancı, 1996 yılında Birleşmiş Milletler Uluslararası Savaş Suçları Mahkemesi adına Bosna’nın Kaslesija bölgesindeki toplu mezarlardan çıkarılan cesetlerin otopsisine katılmıştır. Aynı zamanda kendisi, 1999 yılında BM tarafından kabul edilen ve bugün hala işkencenin tespiti için uluslararası standart kılavuz metin olarak kabul edilen İstanbul Protokolü’nün hazırlayıcılarından biridir. Aralarında Hessen Barış Ödülü’nün de bulunduğu onlarca ödüle layık görülen Fincancı, dünya çapında Türkiye’nin önde gelen insan hakları savunucularından biri olarak tanınmaktadır.

PEN Norveç Türkiye Danışmanı, Fincancı’nın gözaltına alınması ve tutuklanmasıyla ilgili olarak “PEN Norveç, hekim ve önde gelen insan hakları savunucusu Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı’ya büyük bir hayranlık duymaktadır ve bu tamamen haksız yargı saldırısı süresince onun yanında olacaktır. Bu apaçık bir ifade özgürlüğü davasıdır. Kendisi Sincan Kapalı Kadın Cezaevi’nden derhal serbest bırakılmalıdır. Biz 23 Aralık’taki duruşmada hazır bulunacağız.”

Fincancı daha önce 2016 yılında ülke çapında düzenlenen bir dayanışma kampanyası sırasında Özgür Gündem gazetesinde konuk editör olarak çalıştığı için Erol Önderoğlu ve Ahmet Aziz Nezin ile birlikte yargılanmıştı. PEN Norveç tarafından izlenen davada 2019 yılında beraat etti. Fincancı aynı zamanda “Barış İçin Akademisyenler” olarak bilinen 2212 akademisyenden biriydi. Türkiye’nin Güneydoğusundaki sokağa çıkma yasağını kınayan ve barış talep eden bir bildiriye imza attığı için yargılanmış ve yargılama sonunda beraat etmişti.

PEN Norveç, Türkiye hükümetini insan hakları savunucularına yönelik yargısal tacize derhal son vermeye ve temel hak ve özgürlüklere saygı göstermeye çağırmaktadır. 23 Aralık’taki duruşmayı izleyeceğiz. PEN Norveç olarak, Fincancı’ya karşı açılan bu davanın derhal beraatle sonuçlanmasını ve Fincancı’nın bir an önce özgürlüğüne kavuşmasını talep ediyoruz.

PEN Norway call for Freedom for Korur Fincancı

 

PEN Norway Turkey Adviser Caroline Stockford with Prof Fincancı following her acquittal on 17 July 2019 in the Özgür Gündem case.

 

The first hearing of Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı, who was arrested on 27.10.2022, will be held on 23 December 2022 at Istanbul 24th High Criminal Court. PEN Norway will be present in the courtroom and will monitor this criminal procedure closely.

In the indictment, the prosecutor demands a prison sentence of up to 7 years and 6 months for Fincancı on the allegation of “disseminating propaganda for a terrorist organisation through the press”.

As it is known, Fincancı was arrested for an interview she gave on the allegations that Turkish armed forces used chemical weapons in the Kurdistan Region of Iraq. In the interview, Fincancı emphasised the need for an independent investigation and stated that she could only comment on whether chemical weapons had been used after an official forensic examination.

Unfortunately, although Fincancı’s statements in question were entirely within the scope of freedom of expression, she was arrested on charges of disseminating propaganda for a terrorist organisation under Article 7/2 of the Anti-Terror Law No. 3713.

According to Article 25 of the Constitution of the Republic of Turkey, everyone has the freedom of thought and opinion. Article 26 regulates the freedom of expression and dissemination of thought.  However, considering that Fincancı is a forensic medicine specialist, it should be seen that her statement in the relevant interview is also protected under Article 27 of the Constitution. According to the relevant regulation, everyone has the right to freely learn and teach science, to disclose, disseminate and to carry out all kinds of research in these fields. All these rights are also protected by international conventions to which Turkey is a party and to which it is bound. As such, issuing an indictment against Fincancı and subjecting her to pre-trial detention means restricting her fundamental rights and freedoms, which are protected under both domestic and international law.

Fincancı is still the president of the Union of Turkish Medical Associations (TTB) and a board member of the Human Rights Foundation of Turkey (THIV). In 1996, Fincancı participated in the autopsy of bodies exhumed from mass graves in the Kaslesija region of Bosnia on behalf of the United Nations International War Crimes Tribunal. She is also one of the drafters of the Istanbul Protocol, which was adopted by the UN in 1999 and is still recognised today as the international standard guideline text for the detection of torture. Fincancı, who has received dozens of awards, including the Hessian Peace Prize, is recognised worldwide as one of Turkey’s leading human rights defenders.

PEN Norway’s Turkey Adviser Caroline Stockford said of Fincancı’s arrest and detention:

“PEN Norway greatly admires the chief physician and leading human rights defender Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı and will stand by her side during this utterly uncalled-for judicial attack. This is the clearest case of freedom of expression. She must be freed from Sincan prison forthwith. We will be present at the hearing on the 23rd of December.”

Fincancı was previously prosecuted along with journalist Erol Önderoğlu and academic Ahmet Aziz Nezin for her work as a guest editor at Özgür Gündem newspaper during a country-wide solidarity campaign in 2016. She was acquitted in 2019 in a trial monitored by PEN Norway. Fincancı was also one of the 2212 academics known as “Academics for Peace”. She was prosecuted for signing a petition condemning the curfew in the South-East of Turkey and demanding peace, and was acquitted at the end of the trial.

PEN Norway urge the government of Turkey to immediately end the judicial harassment of human rights defenders and respect fundamental rights and freedoms. On 23rd December we will be monitoring the hearing. As PEN Norway, we demand that this trial against Fincancı be concluded with an immediate acquittal and that Fincancı regain her freedom as soon as possible.

“They stood by us, we will never leave their side”

Family members of murdered women show their support for anti-femicide platform

 

Today PEN Norway monitored the second hearing in the dissolution case against the women’s platform ‘We will stop femicide’.

 

The organisation is accused in a civil case, brought by a men’s anti-alimony network, of ‘degrading the morality of the family’ by providing pro-bono legal support to families of murdered women. The organisation offers help, say the victims’ families, when the police and Ministry of Justice do not.

 

 

Hundreds of women and family members of the deceased traveled from all over Turkey to attend the trial. Family members spoke both in the hearing and in the plaza outside the courthouse in advance, telling of how the organisation had helped them to bring their murdered daughters’, sisters’ and mothers’ killers to justice.  “This case is one that should never have been brought,” Lawyer Ilayda Öner told PEN Norway, “It has no legal basis. Our organisation has been audited annually, in a faultless manner, for years. The case is claiming that we have been acting in contradiction to our aims and objectives.”

She explained that the case had been brought when a network of men calling themselves ‘Victims of Alimony’ began to send identical complaints to CIMER, a governmental complaints mechanism.  Over one hundred complaints were said to have been copied from one another, containing the same wording and spelling mistakes. These complaints claimed that the anti-femicide platform was disrupting the fabric of the family in Turkey. They further claimed that lawyers in the organisation had engaged in terror propaganda for sharing posts on social media in 2016 at a time when Turkish armed forces made heavy military incursions into the south east of the country.

 

The prosecutor initially returned the case file, demanding concrete evidence. However, the prosecutor was then dismissed and a new one appointed. He agreed to instigate a case against the platform and requested the files of any cases pertaining to past and present members of the organisation.  It is understood that 16 such files, all of which resulted in acquittals, have now been sent to the judge.

 

Under the relatively new Associations Law, any director or board member of an association who has been convicted of a terror offence can be dismissed from the association and said association can be shut down and have its assets seized.

 

During the hearing, at which representatives of the diplomatic missions of Sweden and the Netherlands were present, the judge heard petitions from the fathers, mothers and daughters of women murdered by their husbands.  Each person giving testimony said that they would always stand by the ‘We will stop femicide’ platform whose members had been with them at every court case and every demonstration throughout the legal process. At the end of the hearing the judge dismissed each one of their petitions to join the case, including a young woman whose mother was stabbed nine times by her father and who joined the association in order to help other women. “When I was looking for the most effective way to end my own life after my mother’s death, I found this organisation online.  I joined then and women now call me on my mobile asking for advice because they are suffering domestic violence. I direct them to the association. But if these women have to call a student like me for help in the first place, it means we have a very big problem.”

 

Prior to the hearing, hundreds of riot police were bussed in, deploying barricades to contain the womens’ press conference on the plaza opposite the Palace of Justice. A drone hovered overhead as hundreds of women and supporters gathered under banners for a press conference in which lawyers and victims’ families shared their views. During the press conference  PEN Norway’s Turkey Adviser also made a statement, saying: “A country that respects women is a country that should enforce the Istanbul Convention.”  Turkey withdrew from the Convention on 21 March last year. According to one lawyer, the Convention was “signed away with one signature” at a time when between 1-5 women a day are killed by their partners, ex-partners or relatives in Turkey.

 

 

During today’s hearing the case, on 3 October, of a judge working in the offices of the Judges’ and Prosecutors’ Council who killed his wife with a shotgun before committing suicide was brought to the court’s attention.  The public at large in Turkey are highly critical of the Ministry of Justice’s commiseration message regarding the perpetrator on social media, whilst they failed to name his wife or to make any admission of the fact of her murder.  The family of the murdered woman say that she was a prisoner in her home for 12 years and that her phone was illegally tapped by her husband, a judge, who worked as an office chief in the Support Services Department of the Council of Judges and Prosecutors at the Ministry of Justice in Ankara.

 

“This court case against our organisation is a waste of our precious time,” lawyer Hülya Gülbahar told the judge, “since the last hearing of this case, 114 women have been murdered. There are still people out there who cannot get the help they need. They have nowhere to go.”

 

Today’s hearing lasted just over one hour; the judge ruled to accept the defence’s witnesses at the next hearing and to give the defence ample time to study any new case files received. He refused the petitions of family members of the deceased to join the case and adjourned the case until 11 January, 2023.

 

PEN Norway will return to monitor the next hearing.